GÜNCEL YAZILAR
5 OCAK 2007 CUMA
DİNAMİK SİSTEMLER, KAOS KURAMI VE TÜRKİYE'DE SEÇİMLER ÜZERİNE
Bu metin 18 Nisan 1999 seçimlerinden sonra özel bir televizyon kanalında yapılan konuşmanın özetlenmiş metnidir.
Prof. Dr. Hasan Şimşek
Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Kaos karmaşa, karışıklık ve rastgele etkinlikler demek değildir. Kaos kuramı, sistem davranışını birden fazla olay, olgu ve etkenin aynı anda oluşan karşılıklı etkileşimi ile açıklar. Kaotik sistemlerde de belirli bir düzenlilik vardır, ancak bu düzenlilik olay, olgu ve etkenlerin sürekli karşılıklı etkileşimi ile her an yeni bir doğrultuta doğru yönelebilir. Sistemlerin davranışı, klasik Newtoncu yaklaşımın tersine, doğrusal (lineer) değildir.
Kaos kuramına özgü bir iki kavram, bu yaklaşımı anlayabilmek açısından oldukça önemlidir: Başlangıç koşulları ve bu koşullara aşırı duyarlılık. Bu olgu, bir sistemin başlangıç koşullarının bu sistemin daha sonraki davranışını büyük ölçüde etkiler. Buna Kaos kuramında "kelebek etkisi"de denir. Küçük ve önemsiz gibi görülen olay ve olgular sistemdeki değişkenlerin birbirinin etkisini yükseltmesi nedeniyle daha sonra sistem üzerinde derin bir etkiye sahip olabilir.
Diğer önemli bir kavram akışkanlık veya akışkanlığa aşırı duyarlılıktır. Bu sürekli değişimi ifade eder. Sistem içindeki değişkenler sürekli bir değişim ve akışkanlık halindedir. Bu akışkanlıktaki değişimlerde sistemin sonraki performansını derinden etkileyebilir.
Kaos kuramına şekil veren kavramların bir diğeri ise çekiciler veya çekim merkezleridir (attractors). Çekiciler, sistemdeki sürekli akışkanlık gösteren etken ve elementleri üzerine çekerek belirli bir düzen ve denge durumunun (geçici de olsa) ortaya çıkmasını sağlayan olgulardır.
Bütün bu içsel süreç ve etkenlerin yanısıra, kaotik sistemler dışardan sürekli bir şok ve türbülansın etkisi altındadır. Kaotik sistemler dengeden uzaklaşmış sistemlerdir (far-from equilibrium). Bu dengeden uzaklaşmışlık, sistemleri iç ve dış küçük değişkenlere, etkilere, baskılara, değişimlere duyarlı hale getirerek sistemin kısa sürede büyük sıçramalar yaparak değişmesine ve dönüşmesine neden olabilir.
Sözün özü, kaotik durumlar doğrusal (lineer) değildir, gelecek geçmişte oluşmuş eğilimlerin devamı değildir, gelecek geçmişin dorusal bir kestirimi (yordaması) değildir, bugün olan küçük olaylar gelecekte yeni oluşumların ortaya çıkmasına neden olabilir. Dengeden uzaklaşmışlık durumu sistemin küçük değişikliklere duyarlılığını artırır.
18 NİSAN 1999 SEÇİMLERİ KAOTİK BİR SÜREÇTİR
Yıllardır ülkemizde pek çok aydın, yerli ve yabancı gözlemciler, gazeteciler ve bilim adamları Türkiye'de ciddi bir sistem sorunu olduğunu, sistemin pek çok yönüyle köklü bir dönüşüme uğratılması gerektiğini yazıp çizmekte ve söylemektedirler. Türkiye, uzun süredir beklenen bir dönüşüm istemini hayata geçirememe gibi bir sorunla karşı karşıyadır. Bu anlamıyla, Türkiye 18 Nisan 1999 seçimlerine uzun zamandır devam eden bir dengeden uzaklaşmışlık durumuyla girmiştir. Türk politik sistemini kaotik bir sistem olarak yeniden tanımlarsak, bu sistem içindeki politik partiler ve oluşumlar sistemdeki çekicileri ifade etmektedir. Merkez sağ ve sol partilerde yıllardır yaşanan çöküş ve halkın istemlerine yanıt verememe, sistem bu çekicilerin yarattığı göreli denge durumunun dışına çıkmış, yani dengeden uzaklaşmıştır. Seçmen tercihlerinin 1995 yılında o dönemin marjinal partisi Refah'a kayması ve 1999 seçimlerinde de yine bu dönemin marjinal partisi MHP'ye ve bir ölçüde de DSP'ye kayması Türkiye'de politik sistemin ciddi bir dengesizlik durumunda olduğunun göstergesidir. Türk seçmeni çekiciler arasında gidip gelmektedir. Bir anlamda, son 8-10 yılda seçmen tercihleri "serbest salınımda" kalmıştır. Ekim ayında Samandağ'da yapılan bir konuşma "kelebek etkisi" yoluyla başka faktörlercede katlanarak ve yükseltilerek 18 Nisan'daki sonuçların ortaya çıkmasına katkıda bulunmuştur.
Türk politik sisteminde yeni ve daha güçlü çekiciler ortaya çıkmadığı sürece bu salınım devam edecek, gelecek seçimlerde seçmen tercihleri yine bizi şaşırtacaktır. (18 N'san 1999 seçimlerinden sonra ortaya atılan bu öngörü yaklaşık 3 yıl sonra gerçekleşmiş, TBMM'deki toplam sandalyelerin 3/2'sini alan AKP hükümeti kurulmuştur. Hasan Şimşek, Ocak 2007). Bu anlamda ne MHP ve ne de DSP edindikleri gücün kalıcı olduğunu asla düşünmemelidir (eğer bu iki parti sözünü ettiğimiz çekiciler olma yolunda yeni politikalar üretmezlerse).
Öyleyse asıl sorun Türkiye'de toplumun dönüşüm talebine yanıt verebilecek ciddi bir politik örgütlenmenin çekim merkezi (attractor) olarak ortaya sürülmesi gereklidir. Sağ ve solun asıl projesi bu olmak zorundadır.