Haftanın Yazısı

İNEKLERİ BİRAZ DA HOCANIN ÇOCUKLARI SAĞSIN! (2)

 

“Sen ağa ben ağa, bu inekleri kim sağa”

T.C. Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk

 

Geçen hafta bazı çakma eğitim otoritelerinin eğitim konusunda halka verdiği talkından, basının bu çürük öğütleri yükselterek topluma ulaştırma görevi üstlendiğini dile getirmiştim. Hele hele bu mesajlar patron medyasının liberal görüşleriyle uyumluysa gündeme getirilme sıklığının arttığı da bir gerçek. Örneğin, girişimcilik, STEM, çift dilli eğitim, kodlama gibi özellikle özel okulların velileri avlamak için kullandığı reklam ürünleri sık sık merkez medyanın gündemine sokuluyor, halka ulaştırılıyor.

 

Hürriyet’ten Nuran Çakmakçı bu çok moda ancak içi boş eğitim uygulamalarını toplumun gözüne sokanlardan birisi. Etkili çevrelerle yatıp kalkan veya İstanbul elitleriyle dirsek teması olan sözde guruları veya doğrudan özel eğitim kurumu sahibi olan patronları köşesine konuk etmesiyle ünlü. Eğitim uygulamaları adı altında pazarlanan bu av malzemelerini süsleyip püsleyerek, allayıp pullayarak vitrine koyan bir gazeteci.

 

Nuran Çakmakçı’nın abone olduğu eğitim patronları ve eğitim uzmanları (!) var. Bunlardan birisi geçen haftaki yazımda gündeme getirdiğim Erhan Erkut Hoca. Nuran Çakmakçı’nın lise mezunlarının artık üniversiteye girmeden önce “bir yıl kafa izni kullandıklarını” savlayan Çakmakçı’ya “yıllardır öneririrm…  büyük kızım yaptı” diye tweetle takdir eden hocamız.

Erhan Hoca tam bir liberal. Liberal olmak kötü bir şey değil, ancak ülkemizdeki haliyle liberaller ultra piyasacı bir görünüm arzediyorlar. Bunların bazıları 1990’lardan beri Atatürk’ün ve onun kurduğu Cumhuriyet’in miadını doldurduğundan yola çıkarak ikinci cumhuriyet tartışması yaptılar, en kifayetli yıkıcı ekip olarak FETÖ’cüleri görüp onların peşine takıldılar. Liberallerin eğitime bakışları da sorunludur. Bunlar özel okulcudur, devletin bu işlerden çekilmesini savunurlar. Liberallerin eğitime nasıl baktıklarını ve bu bakışın Türkiye’deki ve dünyadaki sonuçlarını “Türkiye’de Devlet Okulu Neden Hedefte” kitabımda tartıştım.

 

Erhan Hoca’nın liberal görüşleri onu sıkı bir “girişimci” yapıyor. Hoca, Türkiye’deki eğitim sorunlarının ancak girişimcilikle aşılabileceği görüşlerini savunuyor. Çocuklara ve gençlere girişimciliğin öğretilmesini, onların girişimci yapılmasını öğütlüyor. Gençlerin girişimci olmalarında bir sakınca yok da bu bize pazarlanan girişimcilik pek bizim bahçenin ürünü değil. Hukukun egemen olduğu ABD, Kanada gibi ileri bir kapitalist ülkede girişimciliğin bir anlamı var (Erhan Hoca da zaten bize orda gördüklerini anlatıyor ya, neyse). Normal piyasa kurallarının işlemediği çakma kapitalizmde girişimcilik olmaz. Hukukun olmadığı, dolayısıyla patent haklarının, entelektüel hakların korunamadığı ülkelerde girişimcilik olmaz. Zenginlerinin hemen tamamının devletten zengin oldukları bir ülkede gerçek girişimci bulamazsınız. Gerçek bir girişimcilik ürünü olan kaç tane ürünümüz veya hizmetimiz var acaba?

 

“…Düşünülen ürüne ya da hizmete ihtiyaç var mı, o ürün biraz değiştirilmeli mi, o ürün ne kadardan satılsa satılabilir gibi soruların cevabını bulmayı elbette bir liseli yapabilir. Hele bir de ürün gençlere yönelikse bir liselinin kendi arkadaşları arasında yapacağı bir anket ciddi bir pazar araştırması verisi toplamak için bulunmaz fırsat…” diyor Erhan Hoca. Ne yapıyoruz? Pazar araştırması yapıyoruz. Aklımdan geçen ürünü kaça satabilirim, diye başlıyoruz işe.  Erhan Hoca’nın sözünü ettiği bu öğrenci İstanbul Erkek Liseli bir öğrenci veya öğrenim ücreti 100,000 TL olan özel bir lise olabilir de bu “girişimcilik” fikrini Türk liselerine nasıl uyarlayıp lise eğitimini nasıl çözeceğiz?   

 

“… Liseli gençlere ben mutlaka staj yapmalarını öneriyorum. Staj için de özellikle start-up’lar müthiş bir fırsat. Kurumsal firmalarda staj yapmak çok daha zor. Bir kuluçka merkezine gitsinler. Burada minimum on tane şirket bulacaksınız. Hepsine tekliflerini yapsınlar. Bir tanesi mutlaka kabul edecektir…” diyor Erhan Hoca. Zaten bu “kuluçka merkezleri,” “start-up”lar memlekette o kadar yaygındır ki bir tane bulamıyorsan ya aptalsın ya tembelsin kardeşim! Burada yine bir sorun var. 5,5 milyon civarındaki lise öğrencisinin almış olduğu “kalitesiz” eğitimi "start-up’lar" ve “kuluçka merkezleriyle” nasıl kaliteli hale getireceğiz sorusunun yanıtı çok açık değil.

 

“… Al işte sana türlü türlü aletler veriyorum. Bir tane köprü tasarla. Bir yerden bir yere zıplamak ya da tırmanmak için bir tane zıplama makinesi tasarla. Ya da düştüğü zaman kırılmayacak bir obje tasarla gibi görevler vermek. Eskiden hani el işi dersi derdik ya. Elleriyle çalışabilecekleri, bir şeyler yapabilecekleri, bir şeyleri ortaya çıkarmanın tadını alabilecekleri ortamı onlara sunmak gerek…” diyor Erhan Hoca. Girişimcilik de dahil eğitimle ilgili bu tür önerilerin bence bir sorunu var. Bu tür öneriler ancak belli bir içerik içinde anlamlı olabilir. Belki de mesleği itibariyle ya da “eğitim noksanlığı” nedeniyle Erhan Hoca’nın da içine düştüğü hata da bu olabilir. Araç amaç olursa, arabayı atın önüne koşarsan amaç hasıl olmaz. Sağlam bir temel eğitimle birlikte yürüdüğünde ancak bu “araçlar” anlamlı olur. Yoksa okulları çocukların sadece yapıp bozdukları “evcilik oyunu” alanları haline getirirsiniz. İngilizce tabiriyle “good-old education,” Türkçe tabiriyle “bildiğin eğitim”in içine bunları doğru yerde ve az sıklıkta kullanılan pedagojik araçlar olarak yerleştirirseniz bu tür araçlar anlamlı olur.

 

Görüşmeci soruyor: “Bir eğitim kurumuna ya da bir okula 5 adımlık bir yol haritası çizseniz bu nasıl olurdu?” Erhan Hoca yanıtlıyor: “Adım sayısını bilemiyorum ama ilk önce çocukların bir testten geçirilmesi lazım. Çocukların becerileri, yetkinlikleri ve mizaçları nelerdir? Ne tür insanlarla birlikte çalışabiliyorlar? Çocukların iyi tanınması gerekiyor. Daha sonra çocuklar uzun dönem boyunca çalışabilecekleri gruplara konulur. Tamamen akran öğrenmesi sistemine dayalı bir sistem kurulur. Öğretmen yol haritasını çizer. Öğrenciler dönemin başında diğer öğrencilerle birlikte o dönem ne yapacağını belirler….” Böyle devam ediyor.  “Çocukların becerileri, yetkinlikleri, mizaçları…” Bu “mizaçları” kelimesi sayın bakanımız Ziya Selçuk’un alameti farikası. Bakan Bey’in arkadaşlarıyla birlikte gerçekleştirdiği“9 mizaç” çalışmaları var. Buradan Erhan Hoca’nın Bakan Bey’in iyi bir takipçisi olduğu, onunla dirsek temasında olduğunu anlıyoruz, çünkü “mizaç” eğitimde çok kullanılan bir kelime değil (Mizaçlarla ilgili internette bir araştırma yapın, mizaçlara ilişkin tanımları da inceleyin. Bu konu bence epey sorunlu, belki başka bir yazının konusu olur. Mizaçları okurken kendimi burç okur gibi hissettim. Boğa burcu insanı, Kova burcu insanı, vb.).

 

Erhan Hoca’nın okul hayali devam ediyor: “… Tarihin neresini öğrenmek istiyorsa orasını öğrensinler. Kendi araştırmalarını yapsınlar. Kitaplarda yazan şeyleri herkes okur. Belki çok daha ilginç şeyler bulacaklar. Çocukların mümkün olduğu kadar özgürleştirilmesi ve onlara yetki verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Okulun tamamen bir destek mekanizmasına dönüşmesi gerektiğini; dersler, müfredat ve zümreler yerine destek merkezleri olması gerektiğini düşünüyorum…”  Bu görüşler bize yabancı değil. Erhan Hoca da belki biliyordur! Tıkanan eğitim sistemine yanıt olarak ABD’de 1970’lerde ortaya çıkan bir “deneysel okullar” furyası vardı. Kısa sürede parlayıp sönmüştür, çünkü toplumun gerçek eğitim ihtiyaçlarına yanıt verememiş, ütopik önermeler olarak sönüp girmiştir. Yani bu fikirler yeni değil, ancak gerçekçi de değil.

 

Erhan Hoca eğitimden şikayetçi olan velilerin bir araya gelerek kooperatifler yoluyla okullar kurmasını öneriyor. Mevzuatın buna uygun olmadığını ekliyor ancak hocanın önerileri nedense milyonları ilgilendiren kamusal eğitimin ayağa kaldırılması ile ilgili değil de “butik” eğitim işleri gibi görünüyor.

 

Ancak ve tüm bunlara rağmen Erhan Hoca ve benzer görüşleri dile getiren “eğitim guruları” tartışma programlarının, röportajların, gazeteci köşelerinin baş konukları. Bazılarınızın içinden geçecek: “Hasan Şimşek Hoca Erhan Erkut Hoca’yı amma da kıskanmış ha” diyeceksiniz! Gözüm varsa gözüm çıksın! Büyük bir kentin tadını çıkarak bir öğretmenden ziyade bir köy öğretmeni gibi yazıp çizmeye devam.

 

Erhan Hoca’nın ve benzer “guruların” merhemi inekleri sağması beklenen ve sayıları milyonları bulan yoksul çocuklarına derman olamaz. Bu “gurular” işleri güçleri varsa yoksa “ağaların çocukları.”  

Created and maintained by Hasan Simsek  2016

This site was designed with the
.com
website builder. Create your website today.
Start Now