Haftanın Yazısı

DEVRİMCİ MİKROP!

 

Atalar sözüdür: (Bazen) “Bir musibet bin nasihatten evladır.”  Tutulan yanlış yol, tutum ve davranışları doğru yola çekmek için verilen öğütler çoğunlukla kulak ardı edilir. Kısır döngüyü İskender’in kılıcı çözer; tutulan yolda başa gelen bir sorun veya bela aklı başa getirir, kişi tuttuğu yoldan, takındığı tutumdan, eylemlerinden vazgeçer. Ağır sigara tiryakilerinin yakınlarının ve dostlarının öğütlerini öğüt vereni azarlayarak geçiştirdiği bilinir. Ta ki akciğer filmine bakan bir hekim “sizinle konuşmamız gerekli” deyinceye kadar. Tavsiyeleri göz ardı eden tiryaki, kanser belasıyla yüz yüze gelince sigarayı o dakika bırakır. 

 

Yeni Liberal piyasa ekonomisi artık sizlere ömür. Yeni Liberalizm etti edeceğini, ortalık kokudan geçilmiyor. Son on yıldır aklı başında ekonomistler ve sosyal politikacılar uyardılar da uyardılar: Bu yol yol değil, dünyayı krize götürür, bu gemi batar. “Batan gemide VIP kamarada seyahat eden sizi de dolarlarınız kurtarmaz” dediler, ama ne fayda.

 

Ben de dahil pek çok kişi beklenen devrimin geçmişte olduğu gibi sosyal hareketlerle, yoksulların ayaklanması ile gerçekleşeceğine inandık. Yoksul John, işçi Hatice, evsiz Michael, ayda 1 dolara çalışan Sue “artık yeter, biraz da bize” diyecek, sandıkta Liberalleri yenilgiye uğratacak, yoksul taraftarı politikaları destekleyen politikacıları başa getirecekler, ya da kendilerini sokağa vuracak, üretimi durduracak, sistemi değişime zorlayacak diye bekledik. Medyanın ağır beyin yıkaması altında bu kitleler tam da kendi çıkarlarının karşısında duran siyasi partileri desteklemeye devam ettiler. Ağır liberaller Donald Trump ve Boris Johnson sosyal demokrat rakiplerini ağır yenilgilere uğrattılar. Kitleler kurbanlık koyunlar gibi salhanalere akın etmeye devam ettiler. Görünür gelecekte de bunun böyle süreceğini tahmin etmek zor değildi.

 

Bazen tali asliyi belirler

 

Fakat, dikkate alınması gereken bir konuyu pek çok kişi ve bu konuda çok sayıda yazı yazmış olan ben bile kavrayamadım. Kural aslında basittir: Devrim zamanı gelmişse bir şey bahane olur! Bunun teknik açıklamasını “paradigma” kavramını kullanarak kitaplarımda şöyle açıkladım: Her paradigma sürekli olarak iç ve dış baskıların altındadır. Paradigma güçlüyken bu baskıları sistem kolayca savuşturur. Oysa, miadını doldurmuş paradigma bu baskıları artık göğüsleyemez ve direnci düşerek baskılara yenilir. Aynen virüsün bağışıklık sistemi düşük bedenleri yenilgiye uğratması gibi.

 

Yeni Liberal düzen neredeyse on yıldır, 2008’den beri öksüre aksaya yürümekteydi. Darbe tahmin etmediğimiz yerden geldi: Korona, Yeni Liberalizmin tabutuna son çiviyi çakacak baş musibet olacağa benziyor.

 

Artık dünya bildiğiniz eski dünya olarak kalamaz. Çünkü tarihte virüsler, bakteriler, mikroplar dışsal olarak düşman ordularından, içsel olarak halklardan daha devrimci bir rol üstlenmiştir.

 

Devran değiştiren hastalıklar

 

Milattan önce 430 yılında Peloponnes Savaşları sırasında ortaya çıkan bir salgın Libya, Etiyopya, Mısır üzerinden Yunanistan’a uzandı ve salgın nedeniyle zayıflayan Yunan devleti Ispartalı’lara teslim olmak zorunda kaldı.

 

Milattan sonra 250 yılında muhtemelen Etiyopya’dan başlayan salgın Kuzey Afrika üzerinden Roma İmparatorluğu’na ulaştı. Yıllar içinde sönüp tekrar alevlenen salgın 444 yılında İngiltere’ye ulaştı ve İngiliz savunma sistemini felç etti. Sonuçta İskoç akınlarına dayanamayan İngilizler Saksonlardan yardım istedi ve tüm ada Saksonların eline geçti.

 

11. yüzyılda Avrupa’da patlayan Lepra salgını Katolik kilisesi tarafından Tanrı’nın insanları cezalandırdığı bir gazap olarak görüldü, bu hastalığa yakalanan pek çok kişi yakılarak öldürüldü. Bu zulümler giderek Katolik Kilisesi’nin gücünün zayıflamasına ve 16. Yüzyılda Hristiyanlığın parçalanmasına yol açtı.

 

Tarihte “kara ölüm” olarak bilinen salgının 1350’lerde Asya’da başladığı ve İtalya üzerinden Avrupa’ya sıçradığı var sayılıyor. Bu salgının bir sonucu olarak İngiltere ve Fransa aralarındaki savaşa son verdi, İngiliz feodal sistemi çöktü. Bu salgında o günkü dünya nüfusunun üçte biri yok oldu.

 

1492’de Amerika kıtasının keşfiyle başlayan dönem Amerika kıtası için bir felaket getirdi. Amerika kıtasını keşfedenlerin Avrupa’dan getirdiği hastalıklar Kuzey ve Güney Amerika yerli nüfusunun %90’ının yok olmasına neden oldu. 2019’da yapılan araştırmalar 15. Yüzyıldan sonra Amerika kıtasında yok olan nüfusla birlikte ekilir biçilir alanların artık tarım yapılamaz olarak kaldığını, bu nedenle dünya atmosferinin dengesinin değiştiğini buldu. Bu gelişme artık küresel ısınmanın başlangıcı olarak kabul ediliyor.  

 

1855 yılında Çin’de başlayan Veba salgını Hindistan ve Hong Kong’a sıçradı. Yaklaşık 15 milyon insan bu salgında hayatını kaybetti. Bu salgın İngilizlerin Hindistan ve Çin’deki egemenliğini sarstı, İngilizlere karşı isyanlar başladı (tarihte salgınlar hakkında başka bilgilere şu adresten ulaşabilirsiniz: https://www.history.com/topics/middle-ages/pandemics-timeline).

 

Devrimci Korona

 

Zaten zar zor ayakta duran 20. yüzyılın liberalizminin ipini de Korona çekecek. Ani değil, yavaş yavaş. Bugün haberlerde vardı; Bank of Amerika küresel bir resesyonun piminin çekildiğini ve krizin kaçınılmaz olduğunu rapor etmiş.

 

Bir dostum bugün bir Youtube videosu paylaştı. Videoda 1720, 1820, 1920 olmak üzere her yüzyılda bir salgınların dünyayı kasıp kavurduğunu incelemişler. Sonuncusu da 2020 Korona salgını. İlgisi var mıdır bilmem ancak “Paradigmalar Savaşı ve Beşinci Dalga” kitabımda inceledim, her 50 yılda bir dünya yeni baştan yaratılıyor. Salgınlar, hastalıklar, virüsler çürümüş sistemleri tarihin çöplüğüne göndermekte tetikleme görevi görüyor.

 

Şuna emin olabiliriz: Korona sonrası dünya aynı dünya olmayacak. Yeni tikler edinmemizden, ikide bir ellerimizi yıkama isteğinden, insanlara mesafeli durma davranışlarından, temizlik delisi olacak olmamızdan söz etmiyorum. Bunlar salgının insanlar üzerinde bırakacağı psikolojik etkiler olabilir.

 

Ancak, daha büyük değişimler yolda.

 

Devlet piyasayı tuş etti

 

Bir iki gözlemimi paylaşayım.

 

Yeni Liberalizmin kutsadığı piyasa büyük bir gürültüyle çöktü. Devlet ayağa kalktı, piyasa ortadan sıvıştı.

 

Güçlü devletler, kamucu politikalar kısa sürede etkililiğini kanıtladı, piyasacılar ve liberaller tam anlamıyla çöktü. Çin 1.5 milyarlık nüfusuna rağmen devletin aldığı kararlı önlemlerle bir ay içerisinde virüsü denetim altına almayı başardı, yeni vakaların ortaya çıkmasının önüne geçti. Güney Kore kudretli devlet olarak kesenin ağzını açtı, milyonlarca insanına ücretsiz testler yaptı, vakaları hızla izole ederek yayılmayı kısa sürede önledi.

 

Kimler virüse yenildi?

 

İran virüse yenildi, nedenini anlamak zor değil. Sonuçta bize benzeyen bir toplum. Kaderci, bilinçsiz, eğitimsiz. Virüs bu tür toplumları çok seviyor, çünkü engelsiz yayılabiliyor. İtalya sınıfta kaldı. Onlar da bize benziyor. Düşük örgütlülük, zayıf devlet, rahat insanlar. İngiltere utandırıcı bir performans sergiledi. Tam bir liberal mantıkla “sürü bağışıklığı” adı altında Darwin yasalarını uygulamaya koydu. İngilizler’in rekor oyla iktidara getirdiği Liberal Boris kısa sürede çark etti. İngiltere şimdi okulları tatil etti, diğer ülkelere benzer sert önlemler almaya başladı.

 

İngiltere niye mi böyle davrandı? Karar verme noktalarında liberaller, işveren taraftarları, piyasacılar var da ondan. Kapitalizmin anayurdu İngiltere’de 1970’lerden beri Sosyal Devlet iğdiş edildi, aşağılandı, kötülendi. Göreceğiz bakalım, İngilizler bu tür sağlık ve ekonomik salgınlarla piyasacı yöntemleri kullanarak ileride nasıl baş edecekler.

 

ABD çakıldı. İngiltere’nin ayak izlerinden yürüyen ABD’de ciddi bir Sosyal Devlet alerjisi vardır. Toplumda bu alerji yok; ABD’yi yöneten iş çevreleri, ordu, büyük şirketlerde devletin her türlüsüne karşı bir alerji var. Dünyanın en zengin ülkesi dünyanın en kötü sosyal politikalarına sahip. ABD gerçekte tam anlamıyla güçlü olanın ayakta kaldığı ve bunun kutsandığı bir ülke. 350 milyonluk ülkede 85 milyon insan, yani yaklaşık %25, sağlık sigortasından yoksun. Geriye kalan sağlık sigortalarında da o kapsam dışı bu kapsam dışıdır. Devleti devreye sokarak merkezi önlemler alarak salgınla mücadele etmek yerine Liberal Trump her yetişkin Amerikalı’ya 1.000 dolar nakit para vermeyi tercih etti. Mr. Trump önümüzdeki seçimleri garanti altına almaya çalışıyor; salgın ve yaşamını kaybedecek yoksullar onun çok umurunda değil.

 

Devletin güçlü olduğu ülkeler kesenin ağzını açtı ve insanların işsiz kalmasının önüne geçti. Kanada ve Fransa milyarlarca dolar tutarında bütçeler ayırarak kimsenin işini kaybetmemesini sağladı. Ne ABD’de ne İngiltere’de, yani liberal piyasa kapitalizminin anayurtlarındaki devletlerden bu açıdan bir tık bile yok.

 

Kar hırsı vicdanı yener

 

Son olarak şunu belirteyim: Devletin olmadığı yerde işleri piyasaya bırakırsanız olacağı budur. Bu tür salgınlarda piyasalaşmış bir sağlık sistemi tam olarak çöküyor (bakınız İngiltere, İtalya, ABD), insanlar ölüme terk ediliyor.  Devletin güçlü olduğu ülkelerin sağlık sistemleri (bakınız Çin, Güney Kore, Kanada) bu tür salgınlarla mücadelenin olmazsa olmaz kuralı.

 

Öte yandan, devletin denetiminin yetersiz olduğu piyasa ekonomilerinde insanların patronların insafına ter edilmesinin de olumsuz sonuçlarını gördük. Kamu kurumları personelini evde izine gönderirken özel sektör bu konuda ayak diriyor. Pek çok Vakıf Üniversitesi’nde öğretim elemanları işe gelmeye zorlanıyor. Çünkü, Türk patronları personel izin yaptığı zaman kendilerine küfür edilmiş sayıyorlar. Cumartesi-Pazar yasal izin olmasa o günlerde de personeli işe gelmeye bile zorlayacaklar. Devleti devreden çıkardığınız zaman işleri işverenlerin insafına bırakıyorsunuz. Tarih boyunca kar hırsı daima vicdanı yenmiştir.

 

Fazla uzatmadan özetleyeyim: Piyasa ve Yeni Liberalizm bitmiştir. Artık bundan sonra küresel düzeyde insanlar daha çok devlet talep edeceklerdir.

 

Korona yeni bir dünya düzeninin kapılarını açtı. Ufukta daha fazla devlet görünüyor. ABD ve İngiltere gibi klasik sistemlerin neden gidici olduğunu buradan anlayın.

 

Bu durum kuşkusuz emekçiler, yoksullar, çocuklar, kadınlar ve engelliler için daha iyi bir gelecek demek.

 

Hiç kuşkunuz olmasın, önümüzdeki on yıl devrimlerle çalkalanacak.

Created and maintained by Hasan Simsek  2016

This site was designed with the
.com
website builder. Create your website today.
Start Now